NASR SURESİ’NDEKİ MESAJLAR!
“İzâcâe” diye bildiğimiz Nasr suresi, kısa surelerinden biri olmasına rağmen; insanın hayat yolculuğuna yön veren en derin hakikatleri içinde barındırır. Bu sure, yalnızca bir fetih haberini değil; zaferin kime ait olduğunu, başarı karşısında kulun nasıl durması gerektiğini ve kulluğun ne zaman olgunlaştığını öğretir.
Allah Teâlâ, “Allah’ın yardımı gelip fetih gerçekleştiğinde” (Nasr 1) buyurarak; daha ilk cümlede zaferin kaynağını açıkça bildirir. Başarı, insanın zekâsı, gücü veya planlarıyla değil; Allah’ın yardımıyla gelir. Bu hakikat, insanı kendine pay çıkarmaktan alıkoyan en güçlü uyarıdır. Nitekim başka bir ayette, “Zafer ancak Allah katındandır” (Ali İmran 126) buyurularak, kulun haddini bilmesi istenir.
Hicretin 8’inci yılı ramazan ayında (miladi 630) Mekke fethedildi. Mekke’nin fethi; yıllarca baskı gören, hakarete uğrayan, yurdundan edilen müminler için büyük bir ilâhî lütuftu. Bir zamanlar Sevr mağarasında sadece bir yol arkadaşıyla saklanan Allah Rasûlü (s.a.s.), şimdi binlerce sahabeyle birlikte Mekke’ye girmişti.
Ancak bu büyük başarı anında ne bir övünme, ne de bir intikam vardı. Başlar secdeye eğilmiş, dudaklar hamd ile kıpırdamıştı. Çünkü Rasûlüllah çok iyi biliyordu ki, zafer insanı yüceltmez; insanı yücelten, zafer anındaki ahlâkıdır.
İşte Nasr suresi, tam bu noktada insanın nefsine seslenir: En güçlü hissettiğin anda bile kendini değil, Rabbini yücelt. Rabbine hamd ederek şanının yüceliğini dile getir ve O’ndan af dile; şüphesiz O, tövbeleri çok kabul edendir.” (Nasr 3).
İnsanların Allah’ın dinine akın akın girmesi, hakikatin er ya da geç kalplerde karşılık bulduğunu gösterir. Yıllarca reddedilen, alay edilen İslâm daveti, sabır ve güzel ahlâk sayesinde gönüllere yerleşmiştir. Bu durum, müminlere önemli bir ders verir: Hak yolunda verilen emek, bazen hemen sonuç vermez ama Allah, samimi kullarının çabasını da zayi etmez. Kuran’da, “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” buyurularak bu hakikat pekiştirilir. (bk. Bakara 153, Enfâl 46 gibi.)
Surenin en dikkat çekici yönlerinden biri, zaferden hemen sonra istiğfarın emredilmesidir. Günahsız olduğu hâlde, Peygamber Efendimize af dilemesi emrediliyorsa, bunun anlamı açıktır: Kulluk, kusursuzluk iddiası değil; acziyet bilincidir. İnsan, ne kadar başarılı olursa olsun Allah’ın rahmetine muhtaçtır.
Rasûlüllah’ın bu sure indikten sonra sık sık “Allah’ım! Seni hamd ile tesbih ederim, beni bağışla” diye dua etmesi; başarının insanı değil, insanın başarının içinde Allah’ı görmesi gerektiğini öğretir.
Bu noktada, şeytanın kıssası ibretli bir uyarı olarak karşımıza çıkar. Yüksek bir makama ulaştırılmış olan şeytan, kibir yüzünden Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmıştı. Allah’ın emrine karşı, “Ben ondan üstünüm” diyerek, gururlanmıştı. Gurur, şeytanı secdeden alıkoymuş; tevazu ise mümini Allah’a yaklaştırmıştır.
İşte bu yüzden Nasr suresi, her başarı anında insana şu soruyu sordurur: “Bu nimet, beni Allah’a yaklaştırıyor mu? Yoksa nefsime mi yaklaştırıyor?” Çünkü insanı düşüren çoğu zaman başarısızlık değil, başarıyla gelen kibirdir.
Sahabenin bu sureyi bir veda olarak anlaması son derece manidardır. Onlar bu ayetlerde sadece bir fetih müjdesi değil, aynı zamanda Allah Rasûlü’nün vazifesinin tamamlandığına dair ince bir işaret görmüşlerdir. Çünkü ilâhî mesaj yerini bulmuş, emanet insanlığa ulaştırılmış, insanlar bölük bölük İslam’a girmiştir.
Bazı âlimlere göre de Nasr Suresi, peygamberlik görevinin tamamlandığını ve bunun da Rasûlüllah’ın vefatının yaklaştığına işaret ettiğini bildiren bir suredir. Zira din tamamlanmış, tebliğ görevi sona ermiştir. Görevin tamamlanması ise dünyadan ayrılışa hazırlık olarak yorumlanmıştır. Nitekim bu sure, Peygamberimizin vefatından kısa süre önce nazil olmuştur.
Bu sure; kulun yolun sonunda kendini değil, Allah’ı merkeze alması gerektiğini hatırlatır. Zafer, kulluğun bittiği yer değil; kulluğun derinleştiği andır. Müslümana; başarıya ulaştığında böbürlenmemeyi, güce kavuştuğunda tevazuu, yolun sonunda ise istiğfarla Allah’a yönelmeyi öğretir. Çünkü gerçek zafer, fethedilen şehirler değil; kibirden arınmış ve Allah’a teslim olmuş bir kalptir.
(Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, Diyanet-Hadislerle İslam)

